Ce n'est pas encore fini
Sahip olduğumuz tüm hayallere rağmen değişmeyen dünyanın şerefine.”
Ulysses’ Gaze filminden bir alıntı – Theo Angelopoulos
Bu sahne eseri, savaş nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalan ve göç yolculukları sırasında hayatını kaybeden tüm çocuklara adanmıştır.
Gösteri, Doğu Akdeniz göç rotası üzerinde bulunan bir adanın hikâyesini anlatır. Hikâyenin merkezinde, adada göçmenler tarafından geride bırakılmış nesnelerle kendine bir sığınak kurmaya çalışan bir çocuk vardır.
Bu çalışma, Lampedusa adasında bulunan bir müzeden ilham almıştır. PortoM adlı bu müze, adada bulunan ya da göçmenler tarafından bırakılmış nesneleri sergilemektedir.
Denizden gelen göçmenlerin, kurtarma örgütlerinin, ada sakinlerinin ve ana karakterimiz olan çocuğun hikâyeleri birbirine karışır. Bu sözsüz oyunda gölge tiyatrosu ve maske tiyatrosu da dahil olmak üzere fiziksel tiyatro teknikleri anlatının temel unsurları hâline gelir.
Cirque Fontaine aux Images’de gerçekleştirilen üç haftalık sanatçı rezidansının ardından “Ce n’est pas encore fini” adlı yapım yaratım yolculuğuna devam etmektedir.
Neden Bu Başlık?
“Hiçbir şey bitmiş değildir. Hiçbir şey başarısız da değildir. Geçmişte başlayan bir hikâyenin olduğu yere geri döndüm. Zamanın tozunda berraklığını kaybeden ve bir rüya gibi geri dönen bir hikâye.”
— Theo Angelopoulos
Göç belki de insanlık tarihi kadar eskidir. Yöntemleri değişse de nedenleri çoğu zaman aynı kalır. Konular değişir ama hikâyeler yıllar boyunca benzer kalır.
İnsanlar göç etmek zorunda kaldıklarında çoğu zaman bu yolculuğun bir gün sona ereceğini düşünürler. Ancak oyunumuzun ana karakteri olan çocuk için bu yolculuk henüz bitmemiştir. Savaşın mağduru olan ve göç yollarında kaybolan diğer çocuklar için de durum aynıdır. Onların yolculuğu henüz bitmemiştir. Belki de hiçbir zaman bitmeyecektir.
Yine de biz, dünyanın neresinde olursak olalım, bu hikâyeleri anlatmaya devam edeceğiz.
Lesbos adasına ulaştıktan sonra Avrupa’ya doğru yolculuklarına devam edebilen mültecilerin geride bıraktıkları eşyalar arasında kıyafetler, ayakkabılar ve oyuncaklar bu ölümcül yolculuğun acı hatıraları olarak öne çıkar.
Bu oyunda ışık, ses ve müzik sürreal bir dünya yaratır. Gösteri, şiirin ve rüyaların mecazi dilinden beslenen katmanlı bir sahne dili kurar. Sözsüz olan bu gösterinin metni, ışık, ses ve müziğin bütüncül bir şekilde ele alındığı bir yaratım süreci içinde ortaya çıkmıştır.
Amacımız, alışılmış anlamda bir hikâye akışı olmayan bir sahne yapısı kurmaktı. Eylemler klasik dramatik yapı üzerinden değil, şiirin diline benzeyen kendi içsel nedensellikleri üzerinden birbirine bağlanır. Sözcüklerin ortadan kaybolmasıyla ortaya çıkan imgelerin katmanlı dili bu yapının temelini oluşturur.
Bu gösteriyi Paris’te yaşayan iki oyuncunun tema üzerine yaptıkları fiziksel doğaçlamalardan yola çıkarak yaratıyoruz.
Galeri


















